728x90-CB.jpg

Pop Up Söyleşiler: Beyin Göçü II | Yazan Hazal Gençay

Pop Up Söyleşiler: Beyin Göçü II | Yazan Hazal Gençay
Hazal Gençay 05.03.2019

Pop Up Söyleşi dizilerime bu defa “Beyin Göçü” temasıyla devam ediyorum. Son dönemlerde hepimizin üstünde hissettiği yadsınamaz rutin bir ağırlık duygusu var. Geçtiğimiz 4-5 yıl içinde daha özgür ve medeni koşullar için yurtdışına giden eğitimli nüfusun sayısındaki artış da yadsınamaz bir hale geldi. Birçok meslek grubuna ait değerli kişiler arasında sanatçılar da var. Sosyal, kültürel, kişisel ama en çok da manevi ihtiyaçlarını gidermek üzere yurtdışında hayatını ve sanatını devam ettirmeye karar vermiş olan sanatçılarla görüştüm ve hepsi de içten cevaplarıyla belli başlı noktalara işaret ettiler.
 

SUAT ÖĞÜT

Kaç yıldır yurtdışında yaşıyorsun, hangi ülkeye/şehre gitmeye karar verdin ve neden o şehri seçtin?

2011 sonu Belçika’nın Ghent şehrindeki Higher Institute for Fine Arts (HISK) programına kabul edildikten sonra yurtdışı serüvenim başladı. HISK, uluslararası sanatçıları 2 yıllık programında ağırlayan ve daha çok atölye deneyimi sağlayan nadir bulunan programlardan biridir. Sanırım Türkiye’de çok bilinen bir kurum değil, ben de öncesinde katılan arkadaşlarımın tavsiyesi üzerine HISK ile tanıştım. Belçika açıkçası çok bildiğim, öncesinde gezip gördüğüm bir ülke değildi fakat Avrupa’nın merkezinde olmasından dolayı birçok yere ulaşımı çok kolaylaştırıyordu. Diğer ülkelere özellikle de Hollanda’ya komşu olması önceliklerimden biriydi. Daha sonra eşim Suzan Kalle ile Belçika sayfasını kapatıp kendi eğitimini tamamlaması için doğduğu kente yani Amsterdam’da yaşamaya karar verdik. Hala burada yaşamakta ve üretimlerime devam etmekteyim.


 

Seni yurtdışına yerleşmeye yönlendiren hayatındaki değişimler ve gelişmeler neler oldu?
 
Esasında yurtdışına çıkmak için birçok sebebim oldu, bunlardan en önemlisi eğitim ve sanatçı programlarıydı. HISK, bu bağlamda uluslararası alanda rol alan diğer aktörlerle tanışmama vesile olan bir kurum. Bir diğer sebep ise o dönemde İstanbul sanat ortamı yoğun olarak ticari beklentilerin yüksek olduğu mekanlarla dolmuştu ve maalesef kar amacı olmayan inisiyatif mekanlar, mevcut sistemle mücadele edecek motivasyonları olsa da, finansal desteğin yetmediği bir noktaya ulaşmıştı. Dolayısıyla alternatif sergileme alanlarının azaldığı bir dönemdi ve işlerimi temsil edebilecek ticari bir yapılanma ile işbirliği gibi bir niyetim yoktu. Yurtdışında bu alanda nefes alacağıma ve işlerimi özgürce sergileyebileceğim daha fazla alan olacağına inandım ki, öyle de oldu.
 
Yurtdışına giderken amaçladığın hedeflerini gerçekleştirebildin mi ve orada bulunduğun süre sanatına nasıl yansıdı?
 
Yurtdışı beklentilerim başlarda sadece kariyer odaklıydı, nitekim bunu artık bir sonraki basamak olarak değerlendiriyordum. Bu bakış açısı o dönemin Türkiye sanat ortamında ''başarılı sanatçı'' olmak için öne sürülen bir dayatmaydı diye düşünüyordum. Oysaki başarıdan öte dışarıyı deneyimlemenin ve dışarıdan Türkiye’yi gözlemlemenin ne kadar önemli olduğunun göstergesiymiş. Buradaki sistem maalesef Türkiye’yle kıyaslanamayacak derecede farklı; mesela kültüre ayrılan destek sayesinde böyle bir platformda rol üstlenmek isteyen herkesin farklı pratiklerle yerini alabiliyor olması gerekiyor. Zamanla hem sanatçı kimliğimle hem de Corridor Project Space’in kurucularından birisi olarak bunun bir parçası olmam, en başında hedeflediğim kariyer ve başarıya odaklanmak yerine bu alanda diğer rolleri üstlenmeme vesile oldu.
Diğer bir konu da Türkiye’de birçok alanda olduğu gibi sanat alanında da varolan sınıflaşma ve kutuplaşmanın burada pek yaşanmıyor olması. Bu bağlamda aidiyet, ne kimliğe ne etniğe ne de kültüre bağlı. Sadece üretim ve yaratıcılığınla bu çeşitliliğe katkıda bulunmana endeksli. Devlet tarafından sanata ayrılan destek sayesinde sanatçılar bir kuruma bağlı olmadan bireysel üretimleriyle yollarına devam edebiliyor. Dolayısıyla yüzeysel araştırmalardan öte derin incelemelere ve farklı alandan uzmanlarla işbirliği yapmaya teşvik edici yeni üretimlerle daha çok karşılaşmaktayız. Hızlı tüketimin aksine zamana yayılan ve süreci kapsayan bir çalışma metodu bu. Benim de son dönem işlerime bahsettiğim şekilde yansıdı diyebilirim.
 


Suat Öğüt, The First Turk Immigrant or The Nameless Heroes of The Revolution (TFTI or TNHOTR), 2012-2018
Kamusal alanda yerleştirme - Bronz, Ahşap ve Römork, 300 x 150 x 375 cm.


NAZIM ÜNAL YILMAZ
 
Kaç yıldır yurtdışında yaşıyorsun, hangi ülkeye/şehre gitmeye karar verdin ve neden o şehri seçtin?
 
Neredeyse 14 yıldır Viyana’da yaşıyorum. Akademi’yi beğeniyordum ve Viyana’daki diğer üniversitelerin aksine benim okulum Avrupa Birliği dışından gelen öğrencilerden harç almıyor hatta başka birçok kolaylık sağlıyordu. Vize almam ve küçük bir oda ile iş bulmam konusunda yardımcı olan arkadaşlarım da olunca kader beni Viyana’ya sürdü.
 
 

 

Seni yurtdışına yerleşmeye yönlendiren hayatındaki değişimler ve gelişmeler neler oldu?
 
Türkiye’de bir geleceğimin pek olmadığını düşünüyordum. Anadolu Üniversitesinde seçmeli Kürtçe dersi de olsun diye dilekçe veren ve okuldan uzaklaştırılan yüzlerce öğrenciden biriydim, takibinde Eskişehir’de izinsiz (LGBT) toplantı organize etmekten sorunlar yaşadım ve sonrasında hakkımda terör örgütüne yârdim ve destekten açılan dava geldi. Akademisyenlik düşünüyordum, o yol böylece kapanmıştı. Eskişehir’e Trabzon’dan gitmiştim, kendimi hem sınıfsal hem coğrafi olarak merkezden zaten çok uzakta hissediyordum. İstanbul’da bir hayat tasarlamak Viyana’da bir hayat tasarlamaktan daha kolay görünmüyordu bana. Haftada 3 gün isçi olup geri kalanında sanatçı olabileceğim bir hayati Viyana’da kurabileceğime inanarak geldim, İstanbul’da bunu yapabileceğime inancım yoktu.
 
Yurtdışına giderken amaçladığın hedeflerini gerçekleştirebildin mi ve orada bulunduğun süre sanatına nasıl yansıdı?
 
Hedeflerim aslında mütevazı ve gerçekçiydi, huzurlu, güvenli, özgür hissettiğim kendine yeten bir hayat istiyordum, bunu burada biraz kurabildim ama yârinin garantisi hala yok, Türkiye vatandaşıyım ve burası da gül bahçesi vadetmiyor. Burada bulunduğum süreçte gördüğüm sanatsal çoğulculuk ufkumu açtı, resim yapmanın imge üretmekten öte kendinden politik daha büyük bir derya olduğunu buraya geldikten sonra kavradım, bicim renk gibi değerler resmimde daha çok rol oynamaya başladı. Soyut resme artan ilgim de resimlerime yansıdı.
 

Nazım Ünal Yılmaz, global warming, 2018
tuval üzerine yağlıboya, 190 x 180 cm
 

 
CEREN OYKUT
 
Kaç yıldır yurtdışında yaşıyorsun, hangi ülkeye/şehre gitmeye karar verdin ve neden o şehri seçtin?

İki yıldır Berlin’de yaşıyorum. Burada çok eskiye dayanan arkadaşlıklarım var. 2004 yılından beri zaman zaman beraber çalıştığım, biri İstanbul diğeri Berlin çıkışlı iki ayrı sanatçı kolektifiyle yollarımız birleşti. Ayrıca Bremen'de de başka bir çevreyle 2006'dan beri bağlantım vardı, zaman zaman beraber çalışıyorduk.
 


 

Seni yurtdışına yerleşmeye yönlendiren hayatındaki değişimler ve gelişmeler neler oldu?
 
Sanatçı olarak yaşamak gitgide zorlaşmaya başladı. Hareket alanımın daraldığını gözlemledim. Yapmak istediklerimi sadece hayal ettiğimi ve gerçekleştiremediğimi fark ettim. Berlin’den yıllar sonra gelen küçük bir teklifi değerlendirmemle beraber olaylar hızla gelişti.
 
Yurtdışına giderken amaçladığın hedeflerini gerçekleştirebildin mi ve orada bulunduğun süre sanatına nasıl yansıdı?
 
Hedefler her zaman şaşar. Dolayısıyla hedefleri sadece motivasyon için kullanıyorum. Fakat yaptığım işlerin hızla dallanıp budaklandığını söyleyebilirim. Bir öngörüm yok şu anda, devam ediyorum ve her attığım adım yeni adımlara vesile oluyor.
 
 

Ceren Oykut, Here 1, 2017
kağıt üzerine mürekkep, 30 x 42 cm
 

ASLI TORCU
 
Ne kadar süredir yurtdışında yaşıyorsun, hangi ülkeye/şehre gitmeye karar verdin ve neden o şehri seçtin?
 
14 yıldan fazladır Fransa’da yaşıyorum. Paris’i genç ve meraklı bir turist olarak keşfettikten sonra burada yaşamaya karar verdim, aslında şehrin güzelliğine çarpıldım ve başka bir yerde olmayı düşünemedim. Paris kültürel olarak oldukça zengin ve İstanbul’la kıyaslarsak insan hak ve özgürlükleri açısından son derece güven verici bir kent. Fransızların geneli kendi kültürü, tarihi ve diliyle gurur duyan ve onu koruyan vatandaş profiline sahip. Kültürel açıdan beklentilerime fazlasıyla cevap veren ve yeni şeyler öğrenebileceğim, eksikliğini duyduğum bilgiye ulaşmamı sağlayacak bir kent Paris. Dilini öğrenmeden önce de edebiyat ve düşünce alanında beni fazlasıyla etkileyen bu kültürün içinde bulunma arzumu gerçekleştirmek istedim, Fransızca öğrenmeye başlayınca da planlarım kendiliğinden gelişti.



Seni yurtdışına yerleşmeye yönlendiren hayatındaki değişimler/gelişmeler neler oldu?
 
Bulunduğum dünyanın dışına çıkmak ve öğrenme isteği beni yurtdışına yönlendiren şeylerin başında geliyor. 2004 yılında İstanbul’da üniversiteyi bitirdiğimde herşey bu kadar kötü değildi memlekette ama yine de bazı şeyleri bulamayacağım ve özgürlüklerle ilgili problemler yaşayacağım gerçeğinin farkındaydım. Gelecek planlarımı, bilmediğim ve bana yeni yollar açabilecek bir yerde yapmaya karar verdim. İstanbul’da bana oldukça kısıtlı gelen bir döngünün içindeydim ve farklı yerlere doğru yola çıkma gerekliliği duydum. Eksikliğini duyduğum pek çok şey vardı; müzeler, kütüphaneler, sergiler, açık fikirli ve değişik kültürlerden insanlar bunlardan bazıları. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde resim okurken teorik alandaki yetersizliğin ve farklı bakış açılarındaki yoksunluğun beni bir çıkmaza sürüklediğini hissediyordum. O zaman yapmam gerekenin yurtdışına çıkıp başka bir yola girmem gerektiğini düşünüyordum ve böylece bu maceraya atılmış oldum.
 
Yurtdışına giderken amaçladığın hedeflerini gerçekleştirebildin mi ve orada bulunduğun süre sanatına nasıl yansıdı/yansıyacağını düşünüyorsun?
 
İlk amacım eğitimime devam etmekti, öğrendiklerimin üzerine yenilerini koymaktı. Gitmeden önce kafamda kurduğum, idealize ettiğim pek çok şeyle ilgili hayal kırıklığı yaşadım elbette. Herşeye sıfırdan başlayıp pek çok zorluğu göğüslemem gerekti. Türkiye’de kalan okul arkadaşlarımın mezun olduktan sonra hiç karşı karşıya kalmadıkları sorunlarla mücadele etmem ve pek de üretkenliği tetiklemeyen hatta zorlaştıran koşullarda çalışmak zorunda kaldım. Büyük bir yalnızlık içinde oldum ve bu büyük metropol yaşantısı yalnızlığının ötesinde insanın kendine dışarıdan bakmasını ve gördükleriyle yüzleşmesini gerektiren oldukça sert bir tecrübe oldu. Dolayısıyla gördüğüm ve öğrendiklerimi bu içsel tecrübe ile filtrelediğimi sanıyorum. Plastik sanatlar bölümünde lisans son sınıfı, yüksek lisans ve yakın zamanda da doktoramı tamamladım. Bu süreçte çalışmalarımı bellek konusu üzerine yaptım ve bana öyle geliyor ki bu konu; içinde bulunduğum yeni hayatla, ki buna sıfırdan başladığım ikinci bir yaşam diyebilirim, olan mücadelemin bir ifadesi oldu. Bu süreçte işlerimin ve teorik araştırmalarımın karşılıklı olarak birbirini beslediğini gördüm. Bulunduğum yerde kariyer ve ekonomik açıdan Türkiye’de sıklıkla gözlemlediğim hırs ve açgözlülüğe son derece mesafeli yaşıyorum. Tüm yersiz tartışmalar, çekişme ve özellikle şaşkınlıkla karşıladığım ''dünyaları ben yarattım'' kendini beğenmişlik ve bilmezliğinden uzaktayım. Yeni bilgilere açık, ivedi bir sonuç beklentisi taşımadan olabildiğince sıkı çalışıyorum, burada yaşadığım hayat ve koşullar da yaptığım işleri şekillendiriyor. Umuyorum ki uzun vadede yaşadıklarımla ilgili farkındalığım artarak yaratma sürecimde beni daha da ileri götürecek.
 


Aslı Torcu, The Party III, 2019
Tuval üzerine karışık teknik, 130 x 97 cm.

Röportajlar: Hazal Gençay

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız