arttv-banner-728x90.jpg

New York Günlüğümde, SANAT | Yazan Yasemen Çavuşoğlu


Luigi Valadier

Deliliğin ortasında bir güzellik parçası, The Frick Collection. Beni büyüleyen bu villa, bu şehre hediye edilmiş gibi. Sanattan zevk alan herkesin öncelikle bu yapıyı ve içinde başyapıtların yer aldığı muhteşem sanat koleksiyonunu görmesini tavsiye ederim. Keza sadece bu degil, bundan önce de mükemmel sergiler düzenliyorlardı. Şimdi bu muhteşem sergilerden birini şimdi anlatmaya başlıyorum.


Luigi Valadier

Luigi Valadier, 18. yüzyıl döneminden bir sanatçı. 1726 yılında Roma’da doğmuş ve Fransız bir aileye sahip olmakla birlikte, kendisi hakkında çok fazla bilgim yoktu. Sergiyi gezerken resim çekmek yasak olmasına rağmen, ben sizler için birkaç tane paylaşacağım.


Luigi Valadier


Luigi Valadier

Yaklaşık 50 obje ve heykellerden oluşan monografik sergide, üretim süresini çok merak ettiğim mermerden yapılma dev objeler ilgimi çekti. Sözü çok uzatmadan ikinci rotamıza geçelim.

Sır gibi sakladığı tabloları ile Guggenheim Müzesi’nde İsveçli ressam Hilma af Klint (1862-1944). İçeri girdiğimde bana hissettirdiği; görünür bir dünyayı, görünür ayrıntılarla anlatması ve Avrupa’da hakim olan Avangard akımdan uzak kalarak, sanatını icra etmesi oldu. Temelde yatan ilham kaynağı; maneviyatı, soyutlama rotası, kabukları ve çiçekleri de içeren organik büyüme çalışmalarına dayanıyor. Doğaya, metafizige ve bilime karşı olan ilgisi kendi tarzını yaratmasına sebep oluyor.


Hilma af Klint

Geometri, figürasyon, sembolizm, dil, bilimsel araştırma ve dinin birleşimini çalışmalarında, sanatsal terimlerle ortaya koymasını, adım adım hissediyorsunuz. Renklerdeki canlılık, uzaklık sizi kendine çekiyor. Gerçek hayatta ise çalışmalarını, döneminin insanı tarafından, takdir edilemeyeceğini düşünmesi üzerine, eserlerini yeğenine bırakmış. Yalnız bir şartla, ölümünden 20 yıl sonra sergilenmesi dileği ile…


Hilma af Klint


Bu güzel etkiden çıktıktan sonra, üçüncü rotama gitmek üzere Metropolitan Müzesi’ne, New York’un güzel ama dondurucu caddelerinde, Epic Abstraction sergisini görmeye gidelim.
20. yüzyılın en önemli sanatçılarından biri olan Pollock, kendine has damlatma tekniği yöntemiyle beni çok heyecanlandırdı. Ressamın hayatına göz gezdirdiğimde ise, huzursuz ve kötü geçen çocukluğu, onu sanatında neden bu kadar cesur olmaya yönelttiğini anlamamı sağladı. Çocukluğundaki izleri, psikolojik sıkıntıları ve alkolizm ile geçen sancılı süreçleri, dışavurum ve somutlamasıyla sanatında gözler önüne seriyor desem, tam yeri olur. MOMA’da (Museum of Modern Art) Pablo Picasso’nun eserlerini görüp, onun etkisiyle kendi eserleri üzerinde deneyler yapmaya başlaması da Picasso hayranı olduğunu bizlere gösteriyor. Jackson Pollock yaratıcılığı ile herkese örnek olması gereken bir sanatçı.

 


Jackson Pollock

Gerçeküstücülük ya da Sürrealizm’e olan ilgisi sayesinde rüyaları; hayalleri, bilinçaltı dünyasını aktarması modern sanat tarihinde, neden en radikal soyut stile sahip has sanatçılardan olduğunu bizlere gösteriyor ya da hissettiryor. Umarım sizlerde bu sanat diyarını yaşama şansını yakalarsınız. Ben şimdi yeni rotalara…

Yazı: Yasemen Çavuşoğlu

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız