728-90 World Art day2a.jpg.jpg

MoMa’da, Bruce Nauman Retrospektifi | Yazan Yasemen Çavuşoğlu


Bruce Nauman


Bruce Nauman

Bugün size, dünyanın sayılı kalitede olan müzelerinden birini anlatacağım. Müze dediğimizde aklımıza birkaç şey gelir. Tarihi kalıntılar, arkeolojik taşlar, mumyalar… vs. vs.
MoMA ise bunun dışında yer alan, genellikle çeşitli sanat dönemlerine ait tabloların ve fotoğrafların sergilendiği bir modern sanat müzesidir.
 

Bruce Nauman
 
Modern ile çağdaş kelimelerinin sanatsal anlam bakımından aynı olduğu dönemlerde, New York’ta kurulan Museum of Modern Art. Hemen aklımıza sadece yenilikçi eserlerin yer aldığı gelmesin. Van Gogh, Salvador Dali, Pablo Picasso ve daha birçok ünlü sanatçının da başyapıtlarının yer aldığı muhteşem bir sanat yuvası. Dinamiği sürekli değişen, sergi anlayışına sahip müzede, hakkında ufak bir önsöz yaptıktan sonra adım adım Bruce Nauman’ın Disappearing Acts adlı sergisine geçiyorum.


Bruce Nauman

1941 doğumlu ve çağdaş Amerikan sanatçıları arasında önemli bir yeri olan Nauman, içeri girdiğimiz anda heykeller, filmler, hologramlar, fotoğraflar, baskılar ve videolarıyla tamamıyla bir şenlikteymişim izlenimini bana verdi. Bir odadan diğerine geçişte kendimi başka bir filmde hissetmeme sebep olan Nauma’nın performans sanatları üzerine, 1960’ların ortalarından itibaren başlaması da vizyonunun sahici kanıtı.


Bruce Nauman

Resimlerinde mistik gerçekleri hissetmemek elde değil desem abartmış olmam sanırım. Kimilerine göre izleyeni huzursuz edebilicek keza gerçekçi fiziksel temalı calışmaları benim en favorilerim arasındaydı. Neonlarla yarattığı hareketli tabloları da heykelleri kadar karakteristik. Neonların parlaklığı, gözlerimizden, kalbe kadar inen bir renk cümbüşü.


Bruce Nauman


Kavramsal işlerin ve heykellerin yanı sıra videolarından da bahsetmem gerekirse, kocaman dev bir ekranda, arka fonda sanki sonu gelmez bir boşluğa girmişcesine çalan müzik eşliğinde, taşların birbirine çarpışı odadan dışarı çıkmamı bir hayli güçleştirdi. Biyolojik göndermeleri olan organik ve materyalin doğasını da tema alması, beni çok etkiledi. Sırtım duvara dayalı olarak yaklaşık bir 45 saniye kadar hipnotize bir halde öylece durdum ve çıktım. Sergi 18 Şubat’a kadar devam ediyor.


Bruce Nauman


Claude Monet



Pablo Picasso

Nauman’nin benim üzerimde bıraktığı etkiyi, atlattıktan sonra müzede biraz daha gezdim. Giriş cümlemde de bahsettiğim gibi dünyaca ünlü sanatçıların orijinal eserlerini tekrar tekrar görmek, en sevdiğiniz tatlıdan kaşık kaşık yemek kadar lezzetli. Duvarda asılı kocaman çiçekler içinde Monet ile bahçelerini gezip, Matisse ile dans ettikten, Van Gogh’un Yıldızlı Geceler’ine ve Picasso’nun Avignonlu Kızlar’ına selam verdikten sonra artık çıkma vaktim gelmişti.
 


Henri Matisse


Vincent van Gogh

Bu kadar güzel eserlere baktıktan sonra, iştahım hayli açıldı. Müzenin tam bitişiğindeki bir restaurantta yemeğimi yedikten sonra, New York’un buz gibi caddelerinde evime dönüp, bu yazımı hazırlamaya başladım. Umarım keyif alırsınız…

Yazı: Yasemen Çavuşoğlu

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız