72890.jpg

Mehmet Güleryüz’ün Büyülü Karşı Rüzgar'ı... | Yazan Zuhal Demirarslan





Usta sanatçı Mehmet Güleryüz’ün 80. yaşı onuruna, Nurol Holding ve Sheraton Ankara Hotel himayesinde gerçekleşen etkinlik dolayısıyla bir grup sanatseverle Ankara’daydık. Abitus sanat projeleri & Çivi’nin ev sahipliğindeki etkinlikte, Güleryüz’ün 1992 yılında Sheraton Ankara için yaptığı “Karşı Rüzgar” serisinin tanıtımı da gerçekleşti.





68 kuşağı olarak adlandırılan kuşağın en önemli temsilcilerinden olan Mehmet Güleryüz, ressam olmasının yanısıra hem heykeltraş hem de çok iyi bir tiyatro sanatçısı. Güleryüz’ün, 1992 yılında tamamladığı on dört tablodan oluşan “Karşı Rüzgar” serisi, Sheraton Ankara Hotel ve Convention Center balo salonu fuayesine asılarak, 18 Mayıs 1992’de düzenlenen bir törenle sanat dünyasına armağan edilmiş. Aradan geçen 26 yılın ardından, sanatçının 80. yaşı dolayısıyla “Karşı Rüzgar” serisi yapılan özel etkinlikle tekrar tanıtıldı.





Bu eserlere ilk baktığımda, Güleryüz’ün bilmediğim bir dönemi ve serisiyle karşılaşmanın heyecanını yaşadım. Devasa 14 eser, Sheraton Ankara’nın cam kubbeli büyük salonunda yan yana ve karşı karşıya asılsa da, her biri tek bir filmin birer sekansı gibi karşımda duruyordu. Bu yapıtlar Monet’in eserlerindeki ekspresyonist tavrı hissettiriyor ve Güleryüz’ün görünür kıldığı sert çizgileriyle izleyiciyi kışkırtarak resmin içine davet ediyordu. Eserlere bakarken, onunla birlikte o fırtınalı sularda yüzüyor, ıslanıyor ve sürekli tahrip ettiğimiz doğanın çaresizliğini hissediyorsunuz.





Mehmet Güleryüz’den “Karşı Rüzgar” serisinin hazırlanma sürecinin ise oldukça zahmetli olduğunu öğreniyoruz. 420 cm enindeki bu devasa tuvallerin dokumasını merkezi Belçika’da bulunan bir firma üstlenir. Diğer yandan, bu dev tuvallerin girebileceği büyük bir atölyeye ihtiyaç vardır. Boya ithalini gerçekleştiren firmanın depo olarak kullandığı yan yana iki dükkan birleştirilerek yüksek tavanlı büyük bir atölye oluşturulur. Güleryüz’ün üzerinde çalışacağı iki katlı, boya tezgahlı iskele atölyenin içinde inşa edilir. Kuşkusuz bir iskelenin tepesinde, deseni çizmeden ve tamamen doğaçlama yöntemle bu büyüklükteki eserleri tamamlamak ciddi bir ustalık ister. Eserlerin her birinde, Güleryüz’ün fırçasını sezgilerine teslim ettiğini, nerede hırçınlaşıp nerede duracağını, tekrara düşmeden alan hakimiyetini nasıl ustaca kullandığını görüyoruz. Her eser, jestleri ve dinamiğiyle sizi içine alıyor.





Seriye başlarken ne yapacağını bilmediğini söyleyen Güleryüz, 2 Ağustos 1990’da Saddam Hüseyin’in Kuveyt’i işgal etmesinin bu serinin fitilini ateşlediğini anlattı; “O işgal ile bölgeyi kana, ateşe ve bitmeyen acılara sürükleyecek savaşların ilk adımı atıldı. Sanki o ateş, çok sevdiğim ormanların ve suların kaybının nedeni olacaktı. Doğaya, onun varlığına sarılmak, teşekkür etmek ama tahribine engel olamayacağım endişesiyle boyamaya başladım. Sevinçli bir enerji yerine endişenin gücü ile boyadım. İşte böyle, doğayı koruma güdüsü ile çıktı “Karşı Rüzgar”.





İnsan ve hayvan Mehmet Güleryüz’ün resmininin merkezinde olmuştur hep. Sanatçı bir çok eserinde, eleştirel bir tavırla ve kullandığı hayvan metaforlarıyla insana ayna tutarak insanın yıkıcılığını anlatmaya çalıştı. Özellikle 70’li yıllardaki yapıtlarında insanın derisini soyup içindeki ürpertici varlığı ortaya çıkarmaya gayret etti. Sheraton Ankara’daki eserlerde ise insan yok ama fırça darbeleriyle insanı ve tahrip ettiği doğayı hissettiriyor.









Mehmet Güleryüz bu seriden sonra önemli eserler yapsa da “Karşı Rüzgar” serisinin onun için çok ayrıcalıklı olduğu kesin. Sheraton Ankara Genel Müdürü Sinan Köseoğlu’nu ve otelin Kurumsal İletişim Müdürü Arzu Kasar’ı vizyonlarından dolayı gönülden kutlarım. Ankara’ya yolunuz düşerse usta sanatçının bu güçlü eserlerini yerinde görmek için Sheraton Hotel’e gidin ve “Karşı Rüzgar”ı hissedin.





Yazı: Zuhal Demiraslan